Ötekinin Masalında Kaybolmak: "Prensesin Uykusuyum" Üzerine Psikanalitik Bir Düşünce
Baştan aşağı sorulardan oluşan, "Ötekinin gözünde neredeyim, ben neredeyim?" diye çığlık atan kaybolmuş bir şarkı Prensesin Uykusuyum. Üstelik anlamının çok ötesinde, kendi melankolisine ait görünmez bir filmi var sanki bu parçanın.

Âşık sorular sorar. Bitmek bilmeyen, cevapsız kalan sorular... Kaybolmanın, kendini bir türlü bulamamanın ızdırabından doğan bir çığlık değil de nedir bu?
"Ben kimin uydusuyum?" diye başlaması bu yüzden hiç şaşırtıcı değil. Âşık, kendi varlığını hep bir Öteki üzerinden, onun vereceği cevap üzerinden tanımlamaya çalışır. Zaten aşkın yakıcı ızdırabı tam da burada başlar. Şarkının dizeleri gibi, aşığın zihnindeki sorular da hiç bitmez. Bir "uydu" olduğuna göre, kendisini bir Ay olarak varsaydığımız aşık, ışığını aldığı Güneş’e sürekli aynı varoluşsal soruyu yöneltir: "Ben senin hayatında neredeyim?" Lacan’ın deyimiyle, Ötekinin karşısında kıvranarak sorar: Che vuoi? (Benden ne istiyorsun, senin arzunun neresindeyim?)
"Bana gelince hayat neden masalsız? Bilmem..."
Çok çıplak, çok gerçek bir soru ve ardından gelen baş döndürücü bir kaçış... Sanki asıl soru şudur: "Ben neden kendi hayatımın Güneş’i olamıyorum?" Ve hemen ardından gelen o hızlı "Bilmem".
Sorunun kendisinden çok, bu "bilmem" kısmı derinleşiyor zihnimde. Bilmem, çünkü bilirsem başka türlü şeyler yapmam gerekir. Bilmem, çünkü bilmek beni eyleme ve harekete zorlar. Bilmem, çünkü bilsem ve hakikatle yüzleşsem, Prenses soruma cevap vermeden oradan çekip gitmek zorunda kalırım.
Şarkının bir diğer yakıcı sorusu: "Ben hiç ben olmuş muyum?"
Bir başkasının hayatında "ben" olmaya çalışmak, insanı tam da bu ızdırabın ortasında bırakır. Hayatın, Ötekinin zihninde savrulup gidiyordur. Benim arzum ne? Ben ne istiyorum? Ötekinin gözünde nerede olduğuna o kadar kapılmıştır ki aşık, bu soruları kendine sormayı unutmuştur belki de.
Sanki bu soruyu kendine sormak, aşka ve aşığa ihanet etmek gibidir. Sanki aşık olmak için Ötekinde yok olmak, onun fantezisinde silinmek şartmış gibi...
Aşığın esas meselesi Prenses’le gibi görünse de aslında bütünüyle kendisiyledir. Âşık bu soruları sorar, sormalıdır da. Ancak bir başkasının gözünde "nerede olduğu" meselesine saplanıp kalmak, onu sürekli bir uykuda, bir koma halinde tutar.
Ay olmak, sadece bir başkasının ışığıyla parlayabileceğine inanmak, Güneş ortadan kaybolduğunda insanı kendi karanlığına tutsak eder. Belki de aşık aslında bir Ay değildir? Belki de başka bir gökyüzünde, başka bir Güneş’tir? Fakat Güneş olabilmek için önce Ay olmaktan, başkasının yörüngesinde dönmekten vazgeçebilmek gerekir.
Belki de aşığın bütün bu sancısı, bir türlü Prenses’ten ve onun uykusundan vazgeçememesi üzerinedir. Ya da bu sorular, artık aşık olunanla hesaplaşmanın ilk sessiz adımıdır.
Prensesin Uykusuyum; Ötekinin masalında kaybolmuş, kendi arzusuyla yüzleşmekten korkan ama artık silinmeye de dayanamayan bir benliğin en hüzünlü çağrısıdır.



Belki prenseste uyandırılmayı bekliyordur. Belki aşık kendi hislerine o kadar kapılmıştır ki prensesin hislerini göremiyordur. Belki prenseste aşık cesaret edip bir türlü onu öpmediği için uykusundan uyanamıyordur.
Belki uyansaydı birlikte başka bir galakside yalnızca ikisine ait bir güneş sistemi kurarlardı.