Dünyanın En Yalnız Balinası
Dünyanın en yalnız balinası, namıdiğer 52 Hertz. Böyle bir canlının varlığından bile haberim yoktu. Dün bir kitapçıda gezerken rastlantı eseri bir çocuk kitabına denk geldim. İçinde ne olduğunu tam bilmeden alıp çıktım.
Eve gelip kitabı açtığımda, "Ben bunu nasıl bilmem?" diyerek derin bir araştırmaya koyuldum. Okuduklarım bana o kadar yakın geldi ki yazmak istedim.
Öğrendiğim kadarıyla balinalar şarkılarını genellikle 15 - 25 Hertz frekans aralığında söylüyormuş. Bizim balina ise—nedeni henüz bilinmeyen bir şekilde (ki üzerine "hasta mı acaba?" diye uzunca araştırmalar da yapılmış)—şarkısını tam 52 Hertz’de söylüyor. Tam da bu nedenle, sesini kimse duyamadığı için okyanusun derinliklerinde yapayalnız kalmış. Ta ki meraklı bir dalış subayı onu fark edene kadar...
Okyanus, Freud’un da Uygarlığın Huzursuzluğu’nda kullandığı bir kavramdır. Hatta bu kavram, onun Romain Rolland ile olan yazışmalarından doğmuştur. Freud ve Rolland "okyanusal his"ten söz ederken; sınırların henüz çizilmediği, benlik ile öteki arasındaki ayrımın eridiği tam bir bütünleşme halini kastederler. Ancak herkese kucaklayıcı bir bütünleşme hissi sunan bu okyanus, 52 Hertz için tam tersi bir duyguya dönüşür. Okyanus onun bütünleştiği, hemhal olduğu bir yer değil; aksine anlaşılamadığı, duyulamadığı yerdir. Yani onun için tekinsiz, yutucu bir boşluktan başka bir şey değildir.
Bion da bu trajediyi anlamak için bize farklı bir anahtar sunar. Bion’a göre zihin, henüz taşıyamadığı ve işleyemediği duygusal yükleri dışarıya fırlatır; anlaşılmak, bir öteki tarafından kapsanmak ister. Kapsayan anne bu çağrıyı alır, işler ve dönüştürerek geri verir. 52 Hertz’in yaşadığı ise bunun tam aksi bir durumdur. 52 Hertz hiç kapsanmamış, duyulmamış ve anlaşılamamıştır. Sesini alan, onu anlamlandırıp kendisine "buradayım" diye geri yansıtan bir ötekiden mahrum kalmıştır.
Sanki Winnicott’ın bahsettiği o ilk aynalanma süreci hiç yaşanmamış gibidir: Bebek anneye bakar ve annenin gözünde kendisini görür. Peki ya balina okyanusa seslendiğinde, okyanus ona yalnızca kendi sessizliğini geri veriyorsa? Winnicott, "Saklanmak zevklidir ama bulunmamak bir felakettir" der. 52 Hertz saklanmamıştır; o bağıra çağıra ortadadır ama bulunamamıştır. İşte bu, sessiz bir felakettir.

Hepimizin içinde 52 Hertz’lik bir frekanstan konuşan bir taraf var. Kelimelerimizin, duygularımızın ve çığlıklarımızın en yakınlarımızca bile duyulmadığı, yankı bulamadığı o tekinsiz okyanus anları... Söylediğimiz şarkının yanlış olmasından değil, sadece frekansımızın ötekinin alıcılarına ulaşmamasından kaynaklanan o derin yalnızlık.
Sonra kendi kendime düşündüm: 52 Hertz hiç yorulmadan, durmaksızın acaba hangi şarkıyı söylüyor olabilir? Bütün akşam bu yazıya eklemek üzere o şarkıyı aradım. Ne yapsam, hangi melodiyi dinlesem tam karşılığını bulamadım.
Tek bildiğim; o şarkının içinde bir yerlerde, okyanusun dibinden yüzeye doğru yükselen tek bir cümlenin geçtiğiydi:"Beni duyuyor musun?"
Ve belki de asıl mesele duyulmak değil, duyulmayacağını bile bile o şarkıyı söylemekten vazgeçmemektir.



Yorumlar