top of page

Sana Çok Öfkeliyim

abanurseli
29 Eyl
2 dakikada okunur


"Nefret, sevginin yokluğu değil; bağımlılığın ve tamamlanmamış bir arayışın en gürültülü çığlığıdır."
Melanie Klein

Anlaşılmak, kapsanmak, tutunmak için gittiğiniz odada bir gün çok tuhaf bir şey olur: Öfkelenirsiniz. "Nasıl olur da ona böyle bir şey hissederim?" dersiniz. "Ona öfkelenmeye ne hakkım var?" dersiniz. "Bana bunu nasıl yapar?" dersiniz. Dersiniz de dersiniz... Öfkelenirsiniz.


Peki, iyileşmek için geldiğiniz bu yerde bu duygunun işi ne?


Klasik psikanaliz bunu aktarım diye yorumlar. Odada olan yeni bir şey yoktur; odada olan, geçmişin yeniden şimdide canlanmasıdır. Analizde beliren öfke; çocuklukta yaşanan hayal kırıklıkları, cezalandırılma korkuları ve bastırılmış arzulardır. Analiz, bunun su yüzüne çıkabilmesi için uygun ortamı sağlar. Hasta, ilk nesnesi ile olan çatışmasını analist ile yeniden sahneler.


Çağdaş psikanaliz buna başka boyutlar da eklemiştir. Klein, Winnicott, Fairbairn gibi kuramcılar bunu nesne ilişkileri kuramı ile açıklarlar. Bu kurama göre; bebeğin iyi ve kötüyü henüz zihninde birleştiremediği ilkel dönemde, ihtiyaçlarının karşılanmamasıyla o çok "iyi anne" bir anda "kötü anne"ye dönüşür.

Analistin koyduğu sınırlar —seans süresinin sabitliği, çerçevenin katı oluşu veya analistin hastanın tüm fantezilerini doyuramıyor oluşu— hastada yoğun bir öfke yaratır. Tam burada analitik çalışmanın en hassas noktası devreye girer: Hasta bir anda çeşitli sebeplerle seanslara geç kalmaya, seanslara dış gerçeklikler bahanesiyle katılamamaya başlar. Hatta belki de iyileştiğini söyleyerek seansları sonlandırmak istediğini konuşmaya başlar. İşte bu eylemler, analiste olan öfkenin anlamlandırılamadığı ve söze dökülemediği durumlar dolayısıyla gerçekleşir. Hasta, tıpkı geçmişte olduğu gibi öfkesinin kapsanamayacağını, anlaşılmayacağını düşünür. Ona göre öfkesi analisti yakar, yıkar, yok eder.


Burada analistin görevi, hastanın yıkıcı fantezilerine direnip sağlam durmakla başlar. Analist bu saldırılara karşı ayakta kaldığında, zihindeki içsel bir tasarım olmaktan çıkıp dışsal ve gerçek bir "ötekine" dönüşür. Hasta ilk kez, yıkıcı duyguları karşısında bir ötekini yok edemediğini ve onun kendisini terk etmediğini deneyimler.


Öte yandan bu öfkeye analistin nasıl karşılık verdiği de son derece önemlidir. Yani aktarım varsa bir de karşı-aktarım vardır. Hastanın yansıttığı öfkeyi analistin nasıl alıp işlediği, ona nasıl geri verdiği/vereceği oldukça kritiktir. Analistten beklenen, hastayı kapsayabilmesidir. Yani hastanın zihninde sindiremediği ham öfke parçalarını alıp bu öfke karşısında savunmaya geçmeden, kendini suçlu hissetmeden ve hastayı cezalandırmadan işlemesidir. Analist bu öfkeyi kendi zihninde anlamlandırır ve hastaya bunu sindirilebilir bir düşünce şeklinde geri verir. Bu gerçekleştiğinde hasta; kendisini yutan, analisti yakıp yıkıp kül edeceğini sandığı bu öfkenin aslında konuşulabilir ve taşınabilir bir şey olduğunu analistin zihninde deneyimler.


İşte bu deneyim oldukça kıymetlidir. Çünkü bu deneyim hastaya başka türlü —yıkılmayan, terk etmeyen— bir öteki olduğunu gösterir.


En nihayetinde analitik odada beliren bu öfke, maskelerin düştüğü kaçınılmaz bir kırılma anıdır.


Bu öfkenin sonunda ortada ne mükemmel bir analist ne de kendini mükemmel olmaya zorlayan bir hasta kalır. Maskeler düşmüş, analist de artık normal bir insana dönüşmüştür. Bu "normal" oluş, onlara hakiki bir ilişki kurma şansını verir.


Bu yüzden o odaya taşınan öfke, ilişkinin sonu değil; analizdeki en yetişkin, en gözü pek eylemdir. Ve hakiki dönüşüm, tam da bu gerilimin göğüslendiği o çetin eşikte başlar.


 
 
 

Yorumlar


nurseli aba

bottom of page