İki Benlik Arasındaki İnce Çizgi: Otistik Bariyerler ve Sembiyotik Sığınaklar
“Sana yaklaşmaktan korkuyorum, erimekten;
senden uzaklaşmaktan korkuyorum, donmaktan...”
— Cahit Zarifoğlu
İki Benlik Arasındaki İnce Çizgi: Otistik Bariyerler ve Sembiyotik Sığınaklar
İnsan ruhunun en eski mücadelesi bir ötekinden ayrışabilmektir. Onu dünyaya getiren, besleyen, büyütenden ayrışmayla başlayıp çok daha ileride bir sevgiliyle ayrışmaya kadar gider bu serüven.
Bu ayrışma mücadelesi en çok psikanalitik alanda duyulur olur. Ancak bu "bir olma" hâlinin kendi içinde bir ritmi de mevcuttur. Bir olma hâlinde hem ötekine tutunma, sığınma hem de öteki tarafından yutulma, boğulma korkuları vardır. İnsan olma hâli çocukluğun getirdiği bağımlılıktan yetişkinliğin getirdiği yalnızlığa doğru uzanır. Ancak bu yolculuk, bu ayrışma hikâyesi hiçbir zaman kolay ve hızlıca ilerlenen bir yol değildir.
Fairbairn’in ifade ettiği gibi; çocuksu bağımlılık ve olgun bağımsızlık arasında olan bu geçiş dönemi kimi zaman ömrün tamamını alır. Bu dönemde benlik; bağımsızlık arzusu ve bağımlılığın güvenliği arasında tepkisel oluşumlar ve içe yansıtma süreçleriyle salınır.
Otizm ve Sembiyoz: İki Farklı Sığınak
Klinikte insanın ikili ilişkilerinde iki savunma ucu vardır. Bunlar: Otistik geri çekilme ve sembiyotik geri yapışmadır.
Otistik geri çekilme ile başladığımızda, burada çekilmeyi sağlayan şey çoğu zaman narsisistik bir kırılma veya yutulma korkusuyla ilintili olabilir. Dış dünyada tehdit edici, ezici, yıkıcı bir gelişme olduğunda bu kabuk, dışarıya karşı ruhsal ve duyusal bir koruma sağlar. Kabuk, insanın kendini yıkıcı algıladığı dünyadan korumasına yarar.
Sembiyotik geri yapışma ise sınırların eridiği, ben ile ötekinin birbirine karıştığı alandır. Bu ilişkide öteki; benliğin taşıyamadığı öfkenin, kaygının, hasedin boca edildiği "depo" işlevindedir.
Bu iki yapı birbirinin tersi gibi görünse de aslında birbirini tamamlar. Dışarıdaki kötüden korunmak için otistik geri çekilme yaşanırken, yalnız kalınan durumlarda sembiyotik nesneye yapışılır.
Seans Odasından Bir Tanıklık: Bir Hastanın Salınımı
Bu ikiliği anlamak için hastanın seans odasındaki sessizliğini izlemek yeterlidir.
Hasta ilk içeri girdiğinde montunu çıkarmaz, bir süre bedeni kapalı hâlde kabuğu ile soluklanır. Analistin sorduğu soruya cevap vermez veya sesinde soluk bir tınıyla cevap verir. Analistin içeri girmesine izin vermez. Hasta soğuk, mesafeli ve tamamen zihinseldir. Hasta bu anlarda analisti içeri almayan, kendi düzenini kurmaya çalışan otistik bir savunma içerisindedir. Analist zihnine yaklaştıkça bariyer sertleşir.
Ancak seansın başında böyle olan hasta, ilerleyen dakikalarda bu kabuğu yavaşça yere bırakır. Tüm bunların yerini analistin dediğini can kulağıyla dinleyen, bir şey söylesin diye bekleyen biri alır. Yine aynı danışan seansın bitmesini büyük bir felaket gibi karşılar. Analistin hayatını, duygularını merak eden birine dönüşür. Hasta birden tek başına var olamadığı, sınırların silindiği sembiyotik sığınağa geçer.
Klinikte sıkça karşılaşılan bu ikili dönüş, hastanın nasıl ilişkiler kurduğuyla yakından ilişkilidir. Yutulmaktan korktuğunda buz gibi bir otistik bariyer, yalnız kalmaktan korktuğunda ise eriyip birleşmek isteyen sembiyotik bir yapışma.
Sonuç
Otistik kabuklar ile sembiyotik yapışmalar, öznenin yok olma kaygısına karşı uydurduğu iki ayrı masaldır. Biri "Sana ihtiyacım yok, içeri giremezsin” derken; diğeri "Sen olmadan ben yokum, sende erimeliyim" fısıltısı taşır.
Psikanalitik çalışmanın ufku, bu iki aşırı uç arasında sıkışıp kalan özneye, ne ötekinin içinde yok olacağı ne de ötekinden tamamen yalıtılacağı olgun bir bağımsızlık alanı açabilmektir. İnsanın iki benlik arasındaki o ince çizgide, hem kendi sınırlarını koruyabildiği hem de ötekine temas edebildiği yer, iyilik hâlinin başladığı alandır.



Yorumlar